play_arrow

keyboard_arrow_right

skip_previous play_arrow skip_next
00:00 00:00
playlist_play chevron_left
volume_up
play_arrow

حقوقي

Beş Parmağın 5’ide Bir Mi? | Sınır Etkisi

pod 01 أبريل 21, 2022 5


Background
share close

İnsan doğasının en kötü ve inatçı özelliklerinden biri, farklı olana karşı nefret hissetme kapasitesinin olmasıdır.

Bu da kalıpyargıları ve önyargıyı oluşturuyor.

Sınır Etkisinin bu haftaki bölümünde, sizlerle biraz önyargıya başka bir pencereden bakıp münakaşa ettik.

Ellerimize baktık ve bek parmağımızın beşininde aynı olup olmadığını tartıştık.

  • cover

    Beş Parmağın 5’ide Bir Mi? | Sınır Etkisi

Dövmeli çocukla konuşma serseri o!
Gençler hep yüksek sesli müzik dinliyorlar.
Daha yemeğin tadına bakmadan tuz attın!
Türkler hep bir gergin!
Bırak ya taksicilerin hiçbirine güvenilmez..
Zenciler çok pis!
hı hı evet bunlar bizim cümlelerimiz..
Bir iki tecrübeden hemen genel geçer bir hüküm çıkarttığımız yargılar. Bir elma yersiniz ekşi, sulu, kokulu ve tatlı gibi elma hakkında birçok düşünceye sahip olursunuz. Fakat her elma aynı değildir. Birçok insan birbirine elma muamelesi yapar ve yargılar oluşmadan ön yargılar oluşur
İnsan doğasının en kötü ve inatçı özelliklerinden biri, farklı olana karşı nefret hissetme kapasitesinin olmasıdır.

Enab Baladi ile yürüttüğümüz Sınır Etkisi programından sesimizi duyabildiğimiz herkese merhabalar!
Ben Kader..

Önyargı ve ayrımcılık, hiç kuşku yoktur ki, insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük sorunlardan ikisidir. Evet, bir grup insanın başka bir grup insandan (o grubun içindeki çocukları ve bebekleri işkenceden geçirip öldürecek derecede) nefret ettiğinde önümüzde çok ciddi bir sorun var demektir. Önyargı ve ayrımcılık toplumsal barış, emniyet ve huzurlu bir yaşam açısından büyük bir engel teşkil ettiği için, bunların sebep ve sonuçlarını anlamak insanlığı bekleyen en önemli ve öncelikli işlerden birini teşkil eder. Bugün insanları aya götürebilir, canlıların genetiğini değiştirebilir, organ nakli yapabilir, internet yoluyla dünyanın en ücra köşelerine bile ulaşmak suretiyle herkesle görüşebilir hatta ölüme bile geçici bir hayat rengi bile verebiliyoruz. Ancak şöyle bir çevremize baktığımızda Almanların Yahudileri, İsrail’in Filistinlileri, Sırpların Boşnakları, Hindu Rahiplerinin Myanmar’lı (Ache) Müslümanları, Suriye’nin kendi insanlarını, Afrika’daki komşu kabilelerin palalarla birbirlerini katletmesini önleyemediğimizi dehşet ve ibretle izlemekteyiz.
Önyargının en korkunç yönlerinden biri, İnsanlar insandan aşağı bir yaratık olarak görülmeye başlandığında, onlara yönelecek düşmanlık, esas olarak, bir böceği ezmekten farklı olmayacaktır.
toplumlarda önyargı ve ırkçılık hiç hoş olmayan ve insanlığa yakışmayan bir davranış olarak görülüyor ama neredeyse hepimiz şu ya da bu biçimde önyargılarla iç içe bulunuyoruz.
aslında bu bahsettiğimiz konuda toplumda eğer birisine ırkçı derseniz bu yaftanız hakaret olarak algılanır. yobaz gibi..
insanlar şunu anlamıyor. biz her an herhangi bir ırkçı ya da önyargı besleyen söylemlerle karşı karşıya kalabiliriz ama aynı zamanda farkında olmadan kendimizi aynı şeyi yaparkende bulabiliriz. işte paradoks burada. önyargı toplumsal olarak hoş görülmese de toplumsal hayatın her yerine sızmış.
hemen hemen her bölümde sosyal kimlik kuramına azcık da olsa değiniyoruz. bu kuramda grup olarak davranılan hareketlere özgü bazı özellikler var. biz onlar iç grup dış grup bu özellikleri anlatmayacağım.
sonunda bu oluşturulan gruplar kendi içlerinde grup düşmanlıklarını oluşturuyo.
kalıp yargı önyargı ayrımcılık gibi davranışlar doğuyor.

Kalıpyargı nasıl oluyor peki?
birkaç saniyeliğine gözlerinizi kapatın ve şu insanların görünüşleri ve özellileri ile ilgili hayal kurun
bir şirkette ceo olan adam, bir çoban, bir taksi şoförü ve bir mimar
büyük ihtimalle bu insanları hayal ettikten sonra tarif etmek sizin için çok zor olmıcak.
çünkü kafamızda bu insanlar ve daha pekçoklarına ait imgelerle ya sa daha teknik bir ifadeyle, kalıp yargılar ile dolaşıyoruz.
bu terim kafamızdaki imajlara işaret ediyor.
kalıpyargı aslında önyargıyı muhafaza eden bir çerçeve gibidir.
bir grubun üyeleri hakkında sadece o grubun üyeleri olmaları nedeniyle sahip olunan bir dizi inanç ve beklenti yani.
bütün gençler gürültülü müzik dinler. üniversite mezunu herşeyi bilir.
dersleri başarısız olan biri hiç bir iş sahibi olamayacağı inancı gibi veya erkek dediğin kadın dediğin gibi başlayan cümleler birçok örnek verebiliriz.
Kalıpyargılar çok küçük yaşta edinilmekte ve sıklıkla çocuk, grup hakkında hiçbir şey bilmeden önce, onun hakkındaki kalıpyargıları öğrenmektedir.
Gruplar arasında sosyal gerilim ya da çatışmalar ortaya çıktığı zaman, kalıpyargılar daha fazla dile getirilmeye başlanmakta ve daha düşmanca bir nitelik kazanmaktadır. Bundan sonra kalıpyargıları değiştirmek daha zor olmaktadır.
Önyargı, bu araştırmada da açığa çıktığı gibi insanın bilmediği, tanımadığı kişi, grup, toplum ya da nesnelere karşı takındığı tutumlardır. Bireyler bilmediklerine karşı her zaman tedirgin yaklaşır, ona alışması zor olur. Bu yüzden de insanlar tanıdıkları bildikleri ile yetinmeye çalışır, hayatında farklılık istemez; çünkü her yenilik hayatında bir farklılığı ve uyum sürecini gerektirir. Oysa insanlar herhangi bir şey hakkında hemen fikir sahibi olmak isterler. Bu yüzden de çevreden bilgi edinirler. Asıl bilgi kaynağı ile iletişim kurmazlar ve çoğu zaman yanlış bilgi edinerek önyargıya sahip olurlar.

Mesela çokça bahsettiğimiz göç meselesinin çok büyü bir önyargı problemi var. Özellikle İngilizcede çok yıpranmış bir kelime anlamı var.
İngilizce dili konuşulan ülkelerde üç aşşağı beş yukarı birine küfür etmek istiyorlarsa eğer kabaca birbirlerine ‘’ göçmen’’ diye hitab ediyorlar. Göç ve göçmen kelimeleri bu düzeyde negatif bir anlam kazanmış.
Hatta geçtiğimiz zamanlada İngiltere’ye girmeye çalışan 1500-2000 kadar göçmenle ilgili İngiltere başbakanı swarm kelimesini kullandı. Bu bizim hani kötü böcekler için ‘’ böcek sardı ‘’ diyoruz ya işte swarm kelimesinin anlamı da bu . Kısaca göç ve göçmenlik önyargı ile tamamıyla yüz yüze. Sadece ingilterede mi tabiki hayır dönün bi türkiyeye bakın siz göçmen denildiğinde ne hissediyorsunuz.? Bi acıma duygusu geliyor değil mi? Ya da sinir? Öfke? Bunların hepsi belki ama asla olumlu bir hissiyat veya düşünce yok.
Gerçeklik şu kimse bulunduğu yerde bir rahatsızlığı bir kavgası yoksa göç etmiyor.
Rahatsızlık veya kavgadan bahsettiğim ne?
Savaşlar çatışmalar ölümlerden dolayı edilen göçleri biliyoruz. İşin diğer ucunda hiçbirimizin düşünmek istemediği kendini o kefenin içine koymadığı ama birgün belki kendimizi o kefenin içinde bulabileceğimiz durumlar var. Ne mi? Ben size birkaç örnek vereyim.
Mesela
önü açık, umut vadeden genç bir sanatçı olabilirsiniz ve gel gör ki
önü açık olmayan, size hiç imkan tanıyamayacak olan bir taşra kasabasında
doğmuşsundur. İlhamınızı vegelişmenizi
sağlayacak ortamı burası size sunamamaktadır. Bu durumda ne
yaparsınız? İstanbul’a göç edersiniz. İstanbul’da da bu imkanları
alamayacağınızı, bulamayacağınızı düş
ünüyorsanız o zaman da daha uzağa,
belki başka ülkelere göç edersiniz.
Göç etmenin en basit örneğini vereceğim. Düşünün ki babanızla hiç anlaşamıyorsunuz sürekli kavga sürekli mutsuzluk. Üniversite çağındasınız ve sırf bu sebepten başka bir şehirde üniversite okumayı tercih ediyor ve başka bir şehire gittiyseniz. Tebrikler göç ettiniz..

Her kavga durumundan göç çıkıyor mu? Hayır, çıkmıyor.
O yüzden de zaten dünyada göç edenlerin oranı %3. Çıkmamasının nedeni şu;
çatışma ancak, bizim algımızda bir karşılık bulduğunda, buna karşı harekete
geçmeye çalışıyoruz veya geçmeyi düşünüyoruz. Yani aynı durumu yaşayan,
aynı ortamda yaşayan bir sürü insandan sadece bir kısmı, belki birkaçı bu
ortamı bir çatışma olarak algılayabilir ve
bundan bir güvensizlik hissedebilir.
‘İnsani güvensizlik’ ortamı dediğimiz algılanan bu durum. Ancak bu
algılamadan sonra, insanlar bu duruma dair bir şey yapmaya çalışıyor. Çatışma
ya da insani güvensizlik ortamına karşı üç seçeneğimiz vardır: Birincisi diyebilirsiniz ki benim bu durumda bir rahatsızlığım yok, ben
bununla yaşarım.
Kabullenirsiniz ve yaşarsınız. İkincisi, onu bulunduğunuz yerde değiştirmeye
çalışırsınız. Yani o çatışmayı gidermeye çalışırsınız. Bu nedir? Babanızla
konuşursunuz anlaşırsınız, ya da komşunuzla konuşursunuz anlaşırsınız ya da
kan davalınızla konuşursunuz anlaşırsınız. Ya da devletle anlaşırsınız, hani
bugün dünyanın pek çok yerinde gördüğümüz etnik çatışmalar bu mezzo düzey
dediğimiz durum, gruplarla devletler arasındaki çatışmalardır. Üçüncü
seçeneğiniz de çekip gitme seçeneğidir. Durumu kabullenmiyorsunuz, orada
çözemeyeceğinizi düşünüyorsunuz, ancak ve ancak durumdan çıkmayı
kendinize stratejik olarak uygun görüyorsunuz. Bu durumda da göç vuku
buluyor. Dünyanın her yerinde, her grup ve her durum için istisnalar kaideyi
bozmamak kaydıyla göç böyle oluşur. Bunun dışında bir göç yok. Dolayısıyla
insanlar, Almanya’da ormanlar çok yeşilmiş, İngiltere’de çimler çok güzelmiş,
ücretler beş kuruş daha fazlaymış diye göç etmiyor. Bütün mesele
bulunduğunuz yerde sizi neyin rahatsız ettiğidir. İstanbul’da işsizseniz,
evsizseniz göç ediyorsunuz. Ya da Nijerya’da aç ve işsizseniz göç ediyorsunuz;
İngiltere’deki ve Amerika’daki futbol sahalarının güzelliğini
okulların kalitesini
düşünmeden önce bu geliyor. Yani bu göç hareketinin arkasında yatan birinci
neden bulunduğunuz yerdeki rahatsızlığınız, çatışma. Yoksa göç dediğimiz şey
hiç olmazdı.
Yani ne anlatmaya çalışıyorum.. Bir gruba ya da bir duruma karşı kalıpyargılarınızı yada önyargılarınızı konuşturmadan önce yani ‘’mülteciler zengin değildir. mülteci olmak zayıflıktır. müslümanlar yobazdır. suriyeliler cahil. aleviler pistir. dövmeli bir insan serseridir.’’ demeden önce avcunuzu açın ve parmaklarınıza bir bakın beş parmağınızın beşi de bir mi?

Sınır etkisini dinlediniz,
bizi nereden hangi zaman diliminde dinliyorsanız hepinize günaydın, iyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler diliyorum..

إعداد وتقديم: Kader Işık

وسوم: , , , , , , , , , .

Rate it
الحلقة السابقة